Şeriatçı Manipülasyon ya da Düşmanlık Nasıl Yapılır?
Yazan: anadolusanat 17 Mayıs, 2008
“Manipülasyon, yani güdüleme, belli konularda istenilen bir yönelimin ortaya çıkması amacıyla belli olgunun bir bölümünün ya da olgular dizisinin seçilerek ve kurgulanarak kamuoyuna sunulmasıdır.
Kimilerinin “bilgi kirlenmesi” olarak tanımladıkları dezenformasyon ise, belli konulardaki olağan bilgi akışını değiştirmek amacıyla, kurgulanmış gerçekdışı bilgilerin kamuoyuna sunulmasıdır.
Manipülasyon belirlenmiş bir amacın gerçekleşmesi yönünde hareket ederken, dezenformasyon bu amacın gerçekleşmesini engelleyen gerçeklerin, bilgilerin çarpıtılması, değiştirilmesi ve “yalanlanması” yönünde hareket eder. Bu nedenle manipülasyonun olduğu yerde dezenformasyon da vardır.
…
1950 yılında DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte doğrudan hükümete bağlı ‘polis istihbarat teşkilatı’ yapılanması zaman zaman ‘devlet içinde’ çekişmelere ve çatışmalara sahne olmuştur. Demirel’in, MİT’in kendilerine bilgi aktarmadığı, bu nedenle askeri darbe hazırlıklarını öğrenemediklerine ilişkin açıklamasından sonra, T. Özal tarafından yeniden canlandırılan hükümete bağlı ‘istihbarat’ faaliyetleri, zamanın Genelkurmay başkanı Necdet Üruğ hakkında hazırlanan ‘MİT raporu’ ile en üst seviyesine çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda ‘Emniyet istihbarat dairesi’, ‘polis özel harekat timleri’yle birlikte MİT’ten bağımsız ‘istihbarat’ örgütlenmesine ağırlık vermiştir. Bu gelişmenin ürünü ise, ünlü ‘kaset savaşları’ olmuştur.
‘Susurluk çetesi’nin Özal döneminde kurulmuş olan ‘polis istihbarat teşkilatı‘nın eski mensupları olduklarını ise hiç kimse anımsamamıştır. Ve yine “medya”nın anımsamadığı bir başka gerçek ise, bu ‘polis istihbarat teşkilatı’nın Özal ve Çiller dönemlerinde yürüttüğü dezenformasyon operasyonlarıdır.
…
Günlerce ‘belli bir merkezden’ ‘çete’, ‘örgüt’ haberleri ‘medya’ya ’servis’ yapılırken, bir tek ‘medya’ mensubu çıkıp, bu ülkenin ‘Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ne iş yaptığını bile sormamıştır.
Oysa bu ülkede yaşayan hemen herkes, bu ‘istihbarat teşkilatları’nın ‘komünistlerin nefes alışını bile’ izlemekle böbürlendiğini çok iyi bilirken, ortaya çıkan ’sessizliği’ ‘medya’nın hiç garipsemiş görünmemesi şaşırtıcı olmuştur.
…
Bugün, ‘emniyet istihbarat dairesi’nin, Danıştay saldırısı sonrasında ortaya çıkan dezenformasyon faaliyetlerinde ‘islamcı medya’ya ‘haber servisi’ yaptığından kimsenin şüphesi yoktur.”
(Kurtuluş Cephesi, “Danıştay saldırısı Sonrasında Şeriatçı Manipülasyon ve Dezenformasyon”, Sayı: 91, Mayıs-Haziran 2006.)
13 Mart 2008
17 milyar dolarlık Carlyle Capital iflasını bekliyor
16.6 milyar dolarlık kredi borcunu finanse edemediği gerekçesiyle global piyasaları altüst eden dünyanın en büyük yatırım fonlarından Carlyle Group’a bağlı Carlyle Capital iflas edebileceğini açıkladı.
Borsa yüzde 4.13 değer kaybetti, dolar 1.24 YTL oldu.
13 Mart böyle geçti.
14 Mart Cuma akşamı, borsa kapanana kadar, Yargıtay Başsavcısı’nın AKP’yi kapatma davası açtığını açıkladığı ana kadar herşey “güllük gülüstanlık”tı. Ülkenin gündeminde neredeyse hiçbir şey yoktu. Sosyal Güvenlik sisteminde yapılmak istenen değişikliğe karşı işçi sendikalarının Cumartesi günü iki saat iş bırakma eylemi yapacakları haberleri de “medya”da fazlaca ilgi uyandırmamıştı.
Dünyada hiçbir şey olmamış gibiydi. Borsalar bir inip, bir çıkıyordu. ABD’deki mortgage krizi de öyle “abartılacak” bir şey sayılmazdı. Zaten ABD’de kriz olsa bile, Türkiye ekonomisi “taş gibi” olduğundan bundan fazlaca da etkilenmezdi.
Böylesi bir rahatlık içinde “medya”nın 14 Mart günlü manşetleri herkesin kendi “meşrebine” uygun atılmıştı.
Gündüz saatinde, borsa diliyle “sabah seansı”nın sonuna doğru Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, “Merkez Bankaları, bugüne kadar ortaya çıkan sorunu çözebilmek için piyasaya likidite verdiler. Şu ana kadar yaşadığımız sorun likidite sorunuydu, fakat bundan sonra artık iş, iflas sorununa doğru gitmek üzere” açıklaması yaptı.
Dünya piyasalarından ABD’nin beşinci büyük yatırım bankası Bear Stearns’ün iflasla yüzyüze olduğu haberi geldi.
Ve 14 Mart Cuma günü, saat 17.00′da İMKB kapandı.
Yargıtay Başsavcısı AKP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesine dava açtığını açıkladı.
Ve “medya”nın 15 Mart tarihli manşetlerinde sadece AKP’nin kapatılması davası vardı. Artık “manipülasyon dönemi” başlamıştı.







İslamcı (şeriatçı) ve AKP “beslemesi” “medya”da manipülasyon bütün hızıyla sürerken, ABD piyasalarından olumsuz haberler birbiri ardına gelmeye başladı. ABD’nin beşinci büyük yatırım bankası Bear Stearns’ın iflas noktasına geldiği duyuruldu.
Altının onsu 1.000 doları geçti.
Petrol fiyatları 110 dolar oldu.
15 Mart günü, Ocak ayında “piyasa değeri” 10 milyar dolar olan Bear Steams’ın, JP Morgan tarafından hisse başına 2 dolar ödenerek, 236,2 milyon dolara satın alındığı açıklandı.
ABD merkez bankası (FED) alelacele, piyasalar kapalıyken faiz oranlarını bir puan daha düşürdüğünü açıkladı.
Ekonomi dünyasının tüm dikkatleri pazartesiye çevrildi. Yeni bir “kara pazartesi” beklentisi her yanı sardı.
17 Mart Pazartesi: Yok mu artıran?
İMKB-100 endeksi 3.657 puan düşerek %8,5 değer yitirdi.
İslamcı ve AKP “beslemesi” “medya” için bulunmaz bir fırsattı.




Dünya ekonomisindeki dalgalanmaların etkisini AKP’nin kapatılması davasına bağlamak için manşetler atıldı.
Manipülasyondan dezenformasyona atlayan islamcı ve AKP “beslemesi” “medya”nın açık artırması 33 Milyar dolarla Star gazetesinin üzerinde kaldı.
|
17 Mart 2008 |
|
| SSE (Çin) |
-7,17 |
| Hangseng (Hongkong) |
-5,18 |
| ATX (Avusturya) |
–5,20 |
| Dax (Almanya) |
-4,18 |
| FTSE (İngiltere) |
–3,85 |
| Nikke (Japonya) |
-3,71 |
| RTS (Rusya) |
-3,56 |
|
İMKB Piyasa Değeri |
||
|
Milyon YTL |
Milyon $ |
|
| 2007 |
333.984 |
288.290 |
| 2008 Ocak |
263.635 |
225.870 |
| 2008 Şubat |
274.619 |
230.811 |
| 2008 Mart |
246.438 |
193.194 |
| 2007/2008 Değişim |
-87.546 |
-85.096 |
| Değişim % |
-26,2 |
-33 |
Gerçekte ise, Mart başında İMKB’de işlem gören şirketlerin “piyasa değeri” 230 milyar dolara gerilemişti. Yılbaşından Marta kadar şirketlerin “piyasa değeri”ndeki kayıpları 58 milyar dolar olmuştu.
Gerçeklerin hiçbir önemi yoktu. Amaca varmak için her yol mübah olduğundan, şimdi dezenformasyon ve karşı-saldırı aşamasına geçildi. AKP’nin kapatılma davasının açıldığı ilk günden itibaren islamcı ve AKP “beslemesi” “medya” bunun için mevziye girmişti.

Nasıl bir karşı-saldırı başlatılacağının ilk haberini “müslüman sol”dan AKP’ye transfer olan Ertuğrul Günay sağ yumruğunu sıkarak verdi:
“Türkiye’nin iyiye gitmesini istemeyen çevreler çok önemli yerlere sızmışlar… Bundan kastım Ergenekon soruşturmasıdır. Devletin içine sızmış bir çeteleşme ile mücadele ediyoruz. Hukuk devletini kurmak için devletin yapması gereken bu büyük hesaplaşma bir yandan sürüyor. Ama kamuoyunun gözünden kaçtı”
Ardından Tayyip Erdoğan’nın “Ergenekon mücadelemizden rahatsız oldular” açıklaması geldi.
18 Mart günlü Vakit gazetesi “Ergenekon parmağı mı?” manşetini attı.
Ahmet Altan’nın “besleme” gazetesi Taraf‘ın manşeti ise, “Amaç Ergenekon çetesini korumak“tı.

Yeni Şafak “Ergenekon izi” manşetiyle kapatma davasının “derin” izini sürüyordu.
Bugün gazetesinin manşeti “Ergenekon’un intikamı mı?” oldu.
18 Mart günü İMKB-100 endeksinin %4,5 yükselmesi ise umurlarında değildi.

21 Mart sabahı Yeni Şafak gazetesinde Fehmi Koru, Taha Kıvanç “müstear” adıyla yazdığı yazıyla çıktı:
“Vallahi ben uydurmadım, gazeteler yazıyorlar, Başbakan RTE ve yardımcıları: ‘- Biz Ergenekon çetesini çökerttik, AKP davası ondan açıldı’ diyorlarmış…
Acaba kime/kimlere kadar uzanacaktı Ergenekon operasyonu? ‘Sebep Ergenekon’ diyenler, bu noktada, okuduğunuz mukadder soruyu soruyorlar…
Ak Partililere benim de bir tavsiyem var: Şu günlerde Cumhuriyet gazetesini dikkatle izlemeliler. Hürriyet veya Milliyet, hatta Vatan önemli değil bu süreçte, onlar ‘vur kaç’ ekibi; karargâh (Ergenekon’un karargâhını kast ettiğimi sanmayın, Ak Parti’yi ne pahasına olursa olsun durdurma çabasının karargâhı), Cumhuriyet gazetesi…”
21 Mart 04.00: İlhan Selçuk, Mustafa Alemderoğlu ve Doğu Perinçek gözaltına alındı.



