YALÇIN KÜÇÜK
Yazan: anadolusanat 14 Ağustos, 2007

Muhterem “Grand” Hocanın
Paris’e Avdetî Çok değerli kardeş Küçükzade Yalçın Bey 1409 senesinin Kânun-î Sani’sinde, yanında 40 okka olduğunu iddia ettiği lügatlarla Frenkistan’ın Paris şehrine avdet ettiğini 19 bin küsür âdemle birlikte öğrenmiş bulunuyoruz. Her ne kadar lügatlarının yanında ahmer renkli boyun atkısını (Frenkçe cache-col, kaşkol) yanına alıp almadığını öğrenemediysek de, şahsı muhteremlerin zaviyesinden “Türk solunun ilk mutasavvıflar”ı arasına girmek üzere Notre Dame’de kendi tarikatını ihya edeceği gözlenmektedir.
“Müşterekçe” namlı zaviyesinde [1*] ifade buyurduklarına göre, tüm “Babıali” zaviyelerine tanışıklığına rağmen, Köprülüzade Fuat’ın rehberliğinde Ocakzade Yaşar’ın “La Revolte de Baba Resul”u üzerine ilmini ihya etmek için mahiyetine aldığı “Travelle de Petti”nün kart-ı kitabını Frenkistanın başşehri Paris’in külli kütüphanelerinde “mon kütüphaneler, mon kütüphaneler” diyerek seyyalen inkişaf edeceğini cümle aleme beyan eylemektedir. Her ne kadar Küçükzade Yalçın Bey, Frenkistan’ın “mon”zadelerden hazzetmediğini tedris etmeye vakti olmamışsa da, XIV. Louis’nin “mon etat” dediği için boynu vurulduğunu tez vakitte Frenkçe öğrenerek hatmetmesi gerektiği nazar-ı dikkati çekmektedir.
Küçüküzade Yalçın Bey, Frenkistan seyahatı esnasında Amerikanistan’ın çok namlı oyunlarından olduğu iddia edilen Poker kağıtlarını maiyetinde getiremediğinden olsa gerek, her vazifeli veya vazifesiz ademlerin her sualinde Devlet-ü Türkistan’ın evrakı metrukesini çıkararak PASS dediği zannedilmektedir. Eline dört as gelen namlı pokercinin kuyruğunu sallayarak ifade buyurdukları neşe-i muazzamasının Orly havalimanında vazifelinin PASS deyişiyle ağzının kulak hanesine ulaştığı tahmin edilmektedir.
Netekim 24 Kânun-î Sani 1409′da neşr olunan ceridede neşe-i muazzamasını kendi kendine ifşa etmektedir. Bu ifşaatında pokerdeki manasıyla manalandırdığını vaaz ettiği “pass” ın, kesesindeki hilal yıldızlı “pass” ile aynıyeti konusunda saniyen bir vaazda bulunmamıştır. Maiyetine aldığı 40 okka lügatında karşılığını bulamadığından (ve de kart-ı kitap içinde yer almadığından) olsa gerek, Frenkistan’daki maliki olduğunu beyan ettiği kütüphanelerine gideceği vakit merakla beklenilmektedir. Her ne kadar Frenkistan kütüphaneleri pür-ü pak olduklarından kendi şahsına münhasır “örümcek ağı teorisi” için lazım olan örümcekleri bulamayacaksa da, kendinden evvel Paris şehrinde avdet etmiş ve saniyen memleketine dönmüş sabık teğmenin “kollektivizasyon eksikliğinden” müflis durumuna düştüğü on küsür dönerci tezgahında bulacağı zannedilmektedir.
Küçüküzade Yalçın Bey, günlük ceridede “cepheden geldiği için kodla konuşma” yaptığını “kodlayarak” neşrediyorsa da, kod’un Amerikanistan’ın namlı emtialarından “kot” olup olamadığı henüz anlaşılamamıştır.
Henüz istediği neşriatlar eline geçmediğinden vaktini “ürkütücü” neşriyatla geçirdiği kendi zaviyesinden anlaşılmaktadır. Nüfus evrakını geri iade etmeyi teklif ettiği Türkistan’ da yürürlükte olan “Küçükleri muzur neşriyattan koruma kanunu”ndan uzak olduğu için “ürkütücü” neşriyatlardan şahsını korumak için ilave tedbirler alması lüzumu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Keyfiyet şahsına ait olmakla birlikte, “son derece ürkütücü bulduğu” neşriyattan kurtulması lazımdır. “Büyüklerin okuduklarıyla yetinenler”e salık verdiği şeyin “Küçük’lerin okuduklarıyla yetinmek” olduğu zaviyesinde beyan edilmişse de, şahsının Paris’te büyüklerin okuduklarını okumasını anlayabilmek pek mümkün olamamıştır.
Yine kendi zaviyesinden öğrenildiğine göre, “Bizim Radyo”nun neşriyatını durdurmasından sonra Küçükzade Yalçın Bey’in “Bizim Cephe”yle neşriyata geçeceği zannedilmektedir. Muvazanesiz Küçükzade Yalçın Bey bu neşriyatı için lüzumlu “person”lar için yapacağı zannedilen tedkiklerinde “sun’i muvazene” fikriyatı sahiplerine müraacat etmeyeceği, şimdilik muhaceret ve münafakat işleriyle iştigal eyleyeceği beyan edilmiş bulunmaktadır.
Zaviyesinde “yeri kalmadığı için” “Bizim Cephe”sinin teferruatı neşredilmemişse de, “ecnebi” “turistlere ve bunları ağırlayanlara kötü bakmak” [2*] “Bizim Cephe”sinde olmak için bir kemiyet olacağı görülmektedir. “‘Cephe’ dendiğinde akla ilk önce gelen” mahal olduğunu iddia ettiği Frenkistan’da “ecnebi turist” olarak Korsika Kurtuluş Cephesi karşısındaki tutumu merakla beklenilmektedir.
Vakti evvelde neşriyatta bulunan “Bizim Radyo”nun esas mülkiyet sahiplerinin hanesinde ve tarikatında [3*] uzun seneler tedrisatta bulunmuş Yalçın Bey’in, “Bizim” dediği “Cephe”nin gerçek sahipleri namına yaptığı bu neşriyatın ne denli ciddiyet taşıdığı bilinememektedir. Velakin böylesine “kot”lu, T. C. “pass”lı bir şahsın ahmer renkli atkısı kadar ünlü Karakusunlar’ı nasıl terk eylediği de anlaşılamamıştır. Bir vakitler, açlık grevleri yapan ailelere kapusunu açtığını cümle aleme réclame eden, amma bir dahaki sefere açlık grevci ailelere Karakusunlar’daki evini terk ettirten Küçüküzade Yalçın Bey’in köyüne olan hasretini günlük ceridedeki zaviyesinde devrimcilere kara kara kusarak giderdiği gözlenmektedir.
Aklına gelen herşeyi, aklına geldiği “mahal”de kaleme almayı adet haline getirmiş bir “ilim adamı”nın bir vakitler birlikte müritlik yaptığı tarikatın mensuplarından “Sadun Bey” le duyduğu “kıvanç”, “Ahu Tuğba”nın “hovardalarından” duyduğu “kıvançtan” daha çok değildir.
Kendininde ait olduğu tarikatın müritlerine bunu lâyık görebilen bir “alim”in “sayıklamaları” günlük ceridedeki zaviyesinden neşrettiği bir kaç sütunla buncadır.
“Tanrıya ulaşmanın en yüksek mertebesi”ne ulaşarak mutasavvıf olacak bu şahsın yeni tefrikaları merakla beklenilmektedir.
Bugün “Bizim” Toplumsal Kurtuluş’undaki zaviyesini “aramak” belki de safdillik olacaktır. Ama hiç olmazsa, orda bir seviye vardı, şimdiki zaviyesinde seviye aramak Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’nde örümcek aramak kadar abdâllıktır.
“Bitiriyoruz”: “Küçük” de, “Yalçın” da yanlış değildir. Yanlış sahibi olamayacak kadar zaviyesizdir, seviyesizdir.
Ne sutor ultra crepidom!“Deha, geçiciye kapılmamak olduğuna göre, ‘dahi’ gazeteci olamaz. Çünkü gazeteci geçici’yi, günceli yaşayan kimsedir; günlük olanı abartma eğilimi taşıyan kalemdir. Aslında telefon ve daktilo bile denebilir. Bir adım daha atılabilir; gazeteciden yazar bile olamayacağı haklı olarak söylenebilir. Yazarlık, gazetecilik bırakıldıktan sonra başlar. Balzac, gazeteciliği bırakmakla ne kadar iyi etti, yazar oldu. Balzac, belki de dehasının ilk işaretlerini bu kararıyla verdi.
…Türkiye’de her gün yazan fıkra yazarı geleneği bir yoksulluğun işaretidir. Yazanlar açısından büyükçe bir dramdır; hep geçici’yi kalıcı yapmaya çalışmanın trajik örneklerini vermek durumunda kalıyorlar. Türkiye açısından ise tam bir trajediyi sergiliyorlar: Düşün alanını tutuyorlar. Gresham’ın kötü paranın iyi parayı kovma yasası türünden bir etkileme ile Türkiye’nin teorik sığlığına katkıda bulunuyorlar.
Bu sonucu formüle edebilirim: Türkiye’de fıkra yazarlığı geleneği, deha ve teori yoksulluğunun kanıtıdır.”
(Yalçın Küçük: Aydın Üzerine Tezler-3 1830-1980, s: 18-19, Tekin Yay. Ekim 1987) (abç)Dipnotlar
1* Zaviye: Köşe. Bkz. Küçük Y.: Özgür Gündem, 24 Ocak 1994
2* Küçük Y.: Özgür Gündem, 27 Ocak 1994
3* Tarikat: Yol. Bkz. Küçük Y.: Özgür Gündem, 24 Ocak 1994